GEBELİKTE VAJİNAL ENFEKSİYONLAR ve AKINTILAR

Vajinal akıntılar, fizyolojik ve patolojik akıntılar olarak iki gruba ayrılırlar. Patolojik akıntılar vajina'nın veya rahim boynunun(serviks) protozoan,virüs, bakteri(aerob, anaerob) veya mantar enfeksiyonları ile olur.

Fizyolojik akıntılar yüksek östrojen düzeyleri, cinsel uyarılım, gebeliğe bağlı olarak oluşur.

Gebe bir kadında östrojen üretimi, gebe olmayan bir kadına kıyasla çok yüksek miktarlarda gerçekleşir. Gebenin kanında dolaşan yüksek seviyedeki östrojen hormonu genital organlarda kan akımını artırırken, genital dokularda su tutulumuna da neden olur. Buna bağlı olarak ta genital bölgedeki duyarlı sinir uçları daha hassas hale gelip cinsel ilgide artışa ve cinsel uyarılıma neden olur.

Gebelerde yüksek hormon seviyeleri servikal bezlerde ve genital bölgede kan akımı artışına bu da vajinal salgıların artmasına neden olur.

Gebeliğe özgü değişiklikler; yukarıda belirttiğimiz üç ayrı fizyolojik akıntı nedeninin gebelikte bir arada bulunmasına sebep olur. Bu da gebelerde vajinal akıntı şikayetinin artışına yol açar.

Gebeliğin neden olduğu fizyolojik akıntı genellikle berrak görünümdedir, yer yer beyaz parçacıklar içerebilir, bunlar dökülmüş vajina epiteli (yüzey hücreleri) kümeleridir.

Fizyolojik akıntıların tedavisi gereksizdir

Gebelikte Patolojik vajinal akıntılar

Cinsel ilişki ile bulaşan hastalıkların en sık rastlanan belirtisi akıntıdır.

Etkene bağlı olarak akıntının rengi, kokusu farklıdır.

Ağrı genelde kasıklarda iki taraflıdır.

Bazen uriner semptomlar (Sık idrar, idrara çıkma hissi, idrar yaparken yanma, sızlama) tabloya iştirak eder. Yine etkene bağlı olarak ağrılı veya ağrısız ülserler (yüzeyel yara) tabloya eşlik edebilir. Bazen de kaşıntı ön plandadır ve rahatsız edici boyutlara ulaşır.

Vajinal akıntıların, etkenlerine has çok spesifik belirti ve klinik tablolar yoktur. Bu nedenle tanı ancak klinik deneyimli kadın doğum uzmanı tarafından akıntı örneğinin serum fizyolojik (tuzlu su) ile karıştırılıp, ışık mikroskobu ile incelenmesi ile konulabilir.

Vajinal enfeksiyon ve akıntıların tedavilerinde kullanılan ilaçların pek çoğu gebeliğin belli dönemlerinde, bir kısmı da gebelik süresince anne karnındaki bebeğe zararlıdır. Gebeler konu komşu tavsiyesi ile yada eczacı önerisi ile ilaç almaktan kaçınmalıdırlar.

Hastalar hekim tarafından tanı konulduktan sonra kadın doğum uzmanın düzenlediği şekilde tedavi edilmelidirler.

GEBELİKTE MANTAR ENFEKSİYONLARI:

Gebelikte hormonal değişikliklere bağlı olarak vulvovajinal mantar enfeksiyonu gebe olmayan kadınlara göre 2 ila 20 kere daha sık görülür.

En sık görülen belirtisi kaşıntıdır. Enfeksiyona ve kaşınmaya bağlı olarak vulva, vajina kızarık ve ödemlidir. Akıntı olguların tümünde görülmese de, beyaz renkte ve koyu kıvamlıdır.

Bu akıntı hastalar tarafından süt kesiği veya krem peynir benzetmeleri ile tarif edilirler.

Hamilelik sırasında vulvovajinal mantar enfeksiyonlarının tedavisi daha zordur. Çünkü gebelikte klinik iyileşme daha yavaş, nüks (tekrar etme) ise daha sık olmaktadır.

Tekrarlayan mantar enfeksiyonlarında, hastaların eşlerinde hastalıkla ilgili her hangi bir yakınma olmadığı halde %20 oranında mantar (kandida) enfeksiyonu saptanmıştır. Bu nedenle eş tedavisi mutlaka yapılmalıdır.

Vulva enfeksiyonlarında dışardan cilde uygulanan (topikal) krem ve pomadlar şikayetlerin giderilmesi yada hafifletilmesi amacıyla gebeliğin erken evrelerinde kullanılması mümkündür.

Sıkı sentetik iç çamaşır giyiminden kaçınmak, karbonhidrat alımını azaltmak, hijyene dikkat etmek tedaviye yardımcı olacağı gibi nüksleri de azaltacaktır.

Her ne kadar topikal (yüzeyel uygulanan) mantar ajanlarının vajina mukozasından emilmesi çok az düzeyde olsa da vajina içine uygulanan krem veya vajinal tablet uygulamalarından gebeliğin erken evrelerinde kaçınılmalıdır.

Gebeliğin ilk 14 haftasından sonra doktor tavsiyesi ile mantar enfeksiyonunu tedavi amaçlı vajinal (lokal) uygulamalar ile ağızdan (sistemik) alınan ilaçlar ile tedavi mümkündür.

GEBELİKTE GONORE (BEL SOĞUKLUĞU)

Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan halk arasında en meşhur olanıdır. Etkeni Neisseria Gonorrhoeae‘dir.

Kuluçka dönemi ortalama 2 ila 3 gündür (2-14 gün).Kadınlarda etken en çok uretra (idrarımızı yaptığımız kanal ),vajen girişindeki salgı bezlerini, rektum, ağız boşluğu özellikle geniz (farenks), gibi organları tutar.

Hastalık ilişki esnasında ağrı, kirli sarı renkte koyu kıvamlı akıntı, sık idrara gitme ve yangılı idrar şikayetleri ile belirti verir.

Gonore enfeksiyonu olan bir gebede enfeksiyon fetal zarların (gebelik kesesi) erken açılmasına yada erken doğuma neden olmaktadır.

Gebelikte gonore enfeksiyonu tedavi edildiği takdirde bebek için zararsızdır.

Enfeksiyonun fetal zarlardan veya plasentadan anne karnındaki bebeğe geçişi mümkün değildir.

Anneden bebeğe geçiş fertal zarların erken açılması ile yada doğum esnasında direk mukozaya temas ile olur.

Yeni doğanda göz enfeksiyonuna neden olur. Belirtiler ortalama 2-5 gün (2-14 gün) içinde çıkar. Bu sürede anne genellikle hastaneden taburcu edilmiştir.

Yeni doğanda artmış koyu kıvamlı, renkli göz akıntısı ile hastalık kendini belirtir.

Erken tanı ve tedavi hastalığın sekel bırakmadan atlatılmasını sağlar.

GEBELİKTE TRİKOMONAS ENFEKSİYONU

Trikomonas Vajinalis adı verilen bir parazitin neden olduğu enfeksiyondur.

Parazit kadında sıklıkla vajina ve rahim ağzını tuttuğu gibi uretra ve mesanede yerleşme eğilimindedir

Trikomonas enfeksiyonu tüm vajinal enfeksiyonların %25 ini oluşturur ve kişiden kişiye genellikle cinsel ilişki yolu ile geçer.

Trikomonas Vajinalis çevre koşullarına en dayanıklı parazit olduğu için havlu, çamaşır, ıslak bank (sauna), klozet, yüzme havuzu gibi dış etkenler aracılığı ilede bulaşabilir.

Trikomonas enfeksiyonu kadınların %50 sinde şikayete yol açmazken (asemptomatik), gebelerde %20 oranında belirti verir.

Enfeksiyonun en önemli belirtisi kokulu akıntıdır. Vulvovajinal (vajina ve bacak arası bölge) kaşıntı, yangı, cinsel ilişki sonrası görülen vajinal kanama sıklıkla karşılaşılan yakınmalardır.

Tanı hekim tarafından vajinal akıntının direk mikroskobik incelenmesinde hareketli parazitin görülmesi ile konulur.

Gebelerde gebelik kesesinin erken açılmasına, erken doğuma, düşük ağırlıklı doğuma, lohusalıkta ateşli enfeksiyonlara neden olur.

Doğum esnasında yeni doğana, bulaşma söz konusudur.

Yeni doğan kız bebeklerin vajinasındaki enfeksiyonun annenin hormonlarının bebeğin kanından geri çekilmesi sonucunda kendiliğinden ortadan kalktığı sanılmaktadır.

Topikal (lokal) ilaç uygulamaları gebeliğin ilk üç ayı içinde belirtilerin azaltılması için önerilebilir. Ağızdan alınan sistemik etkili yada vajinal uygulanan lokal etkili tedavileri hekimler olası risklerden kaçınmak için gebeliğin 14. haftasından sonraya ertelemektedirler.

Trikomonas enfeksiyonunda eşlerin birlikte tedavisi gereklidir.

Tedavide kullanılan ajanların en bariz yan etkileri bulantı, baş ağrısı, sersemlik hali ve koyu renkte idrardır.

Bu ajanlar kullanılırken kesinlikle alkollü içecekler kullanılmamalıdır.

Hasta lohusa ise ve emziriyorsa tek dozluk kısa protokol tercih edilip, ilacın vücuttan atılma süresi göz önünde bulundurularak emzirmeye 24 saat ara verilmelidir.

Tedavi mutlaka kadın doğum uzmanı tarafından düzenlenmeli ve uygulanmalıdır.

GEBELİKTE BAKTERİYEL VAJİNOZ

Bakteriyel vajinoz birden çok mikrobun (mikro organizmanın) birlikte oluşturduğu enfeksiyon tablosudur.

Hastalık etkeni oksijensiz ortamda yaşayan bakterilerdir.

En önemli belirtisi sarı-gri renkli kötü kokulu akıntıdır.

Hastalar genellikle kötü kokunun cinsel ilişkiden sonra belirginleştiğini ifade ederler.

Tanı mikroskobik incelemede anahtar hücrelerin görülmesi ile konur. Enfeksiyon gebelerde erken doğuma, suların erken gelmesine, gebelik kesesi zarlarının ve içindeki sıvının iltihabına neden olur.

Enfeksiyonun gebelerde görülme sıklığı %15-20 dir. Gebelerin %50 sinde enfeksiyon belirti vermeden seyreder.

Bir kısım araştırmacılar gebe kadında semptomlar ortaya çıktığı zaman tedavinin gerekli olduğunu savunurken bir kısım yazarda bakteriyel vajinozun erken doğuma, gebelik kesesinin erken açılmasına (erken membran rütürü)) neden olduğunu ileri sürerek tüm gebelerde tedavi edilmesi gerektiğini savunmaktadırlar.

Eş tedavisinin gereksiz olduğu çoğu hekim tarafından kabul görse de sık tekrarlayan enfeksiyonlarda eşlerin tedavisi gereklidir.

Bakteriyel vajinoz tedavisinde gebelik süresince emniyetle kullanılabilen sistemik etkili (ağızdan alınan) veya lokal etkili (vajinal kremlerle) ilaçlar piyasada mevcuttur.

Tedavinin bir kadın doğum uzmanı tarafından düzenlenmesi birinci şarttır.

GEBELİKTE KLAMİDYA ENFEKSİYONU

Kadın vücudunda leğen kemiğinin (pelvis) içinde bulunan organların ve bunların çevresindeki yumuşak dokunun enfeksiyonuna (pelvik enflamatuar hastalık=PID) neden olan en önemli sebeplerinden biridir. Ayrıca erişkinlerde idrar yolu enfeksiyonuna, yeni doğanda göz iltihabına ve akciğer enfeksiyonuna neden olur.

Tedavi edilmemiş kadınların %10'nunda gelişecek olan PID tüplerin tıkanması sonucu kısırlığa, dış gebeliğe, ve kronik kasık ağrılarına neden olur.

Klamidya enfeksiyonları cinsel ilişki ile bulaştıklarından, özellikle hastalık belirtisi olmayan enfekte kadın ve erkekler, hastalığın yayılmasında önemli rol oynarlar. Bu da genital klamidya enfeksiyonlarının önlenmesinde, eşlerin birlikte incelenmeleri ve tedavilerinin önemi ve gerekliliğini göstermektedir.

Gebelerde klamidya enfeksiyonu vaktinden önce doğum ve artmış bebek ölümleri ile ilişkili olduğu ileri sürülmektedir.

Enfeksiyon fark edildiği an bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından tedavi edilmesi gereklidir.

GEBELİKTE HERPES VİRÜS ENFEKSİYONU

Etkeni Herpes virüs hoministir. Herpes virüs tip I ve tip II olmak üzere iki tipi vardır.

Herpes tip I- tip II klinik olarak birbirlerinden ayırt edilemezler.

Genital enfeksiyonun üçte ikisini tip II, üçte birini de tip I virüs oluşturur.

Tip I genelde nadir nüksederken, tip II olgularında nüks sıktır.

Enfekte olmuş bir hastanın vücut salgılarında ve mukoza yüzeylerinde bulunan virüs direk temas ile mukozadan veya küçük çatlaklardan geçip enfeksiyona neden olur.

Virüsle bir kez enfekte olduktan sonra hastalık yaşam boyu sürer.

Primer genital herpes (bir kişide herpes enfeksiyonunun ilk defa oluşması) enfeksiyonunun ilk atağı baş ağrısı, ateş, titreme, kas ağrısı gibi genel belirtilere yol açar. Genel belirtiler bulaşmadan 1 hafta sonra ortaya çıkar ve lezyonların ortaya çıkışından 4 gün sonra en üst düzeye ulaşır. Ortalama 1 hafta sonrada ortadan kalkar.

Genital bölgede küçük ve büyük dudaklarda, venüs tümseğinde karıncalanma, kaşınma, ağrı gibi lokal yakınmalardan 2-3 gün sonra ağrılı küçük vesiküller (toplu iğne başı büyüklüğünde içi sıvı dolu kesecikler) ve püstüller (daha iri sıvı dolu keseler) oluşur. Bunlar bir süre sonra yüzeyi açık ağrılı yaralara (ülserler) dönüşür. Tüm bu küçük yaralar birleşip büyük, ağrılı ülserler oluşur. Bu ülserler tedavi edilmezlerse 1-2 hafta süre ile kalır.

Lezyonların başlamasından tam iyileşmeye kadar geçen süre ortalama 7-12 gündür. Bu süre üç haftaya kadar uzayabilir. Herpes lezyonları rahim ağzını ve vajinayı tutma eğilimindedirler. Primer enfeksiyonu olan kadınların %20 sinde genital bölge dışında cilt lezyonları bulunur. Hastalığa eşlik eden akıntı açık renkli mukoid karakterdedir.

Genital herpesin klinik bulguları -çok gürültülü olmakla beraber, hiç belirti vermeden de ortaya çıkabilir.

Gebelik herpes enfeksiyonunun klinik seyrini ve şiddetini olumlu veya olumsuz etkilemez.

Primer herpes enfeksiyonu gebelikte nadir görülür. Primer herpes olgularında gebelikte kullanım emniyeti ispatlanmamış antiviral ilaçlar ile tedavi için annenin ve bebeğin alacağı riskler iyi hesaplanmalıdır. Çünkü gebelikte anne ölümüyle sonlanan primer herpes olguları bildirilmiştir.

Gebelikte Primer herpes enfeksiyonu spontan düşüklere, erken doğuma, anne karnında gelişme geriliğine, konjenital enfeksiyonlara (anne karnında bebeğin enfekte olması) ve yeni doğan herpes enfeksiyonuna neden olabilmektedir.

Anne karnında geçirilen herpes enfeksiyonları mikrosefali (baş ve beyin yapısının küçük olması), koryoretinit (göz enfeksiyonu) ve nedbeleşen geniş cilt lezyonlarına neden olur.

Kadınlarda herpes enfeksiyonunun görülme sıklığındaki artış, yeni doğan herpes enfeksiyonundaki artışa neden olmaktadır.

Uygun antiviral tedavinin uygulanmasına rağmen enfekte yeni doğanların %40'ından fazlası ölür, yaşamayı başaranların büyük bir bölümünde herpes enfeksiyonunun sekelleri kalır. Yeni doğan enfeksiyonlarının çoğu asemptomatik (belirti vermeyen) annelerden doğum esnasında virüs bulaşması sonucu oluşur.

Genital herpesli annelerin bebeklerinin yeni doğan herpesi olup olmayacakları doğum esnasındaki virüs dökülmesine bağlıdır.

Yapılan çalışmalar sonucunda tekrarlayan genital herpes enfeksiyonu geçiren annelerin % 1'inin doğum esnasında virüs dökeceği ve bu kadınlardan vajinal yolla doğurtulan bebeklerin %1-5'inin enfekte olabileceği hesaplanmıştır. Gebelikte primer enfeksiyona maruz kalan anne adaylarının bebeklerinde yeni doğan enfeksiyon riski hemen hemen %50 dir.

Bu yenidoğan enfeksiyonundaki risk artışı primer enfeksiyonlarda kadınların daha fazla virüs dökmeleri, primer enfeksiyonun rahim ağzını daha sık tutması ve buna bağlı olarak virüsle direkt temasın doğumdan önce gerçekleşmesi, primer enfeksiyonda anne kanında koruyucu antikorlar bulunmaması ile açıklanmaya çalışılmıştır.

Tekrarlayan genital herpes öyküsü olan kadınlarda doğum eylemi başında yapılan detaylı bir genital muayenede aktif lezyon ve seri kültürlerde viral dökülme saptanmazsa normal doğum tercih edilebilir. Bunun aksi durumlarda ilk tercih sezaryen olacaktır.

GEBELİKTE HUMAN PAPİLLOMA VİRÜS ENFEKSİYONU

İnsan Papilloma virüsleri (HPV) cildin en yüzeyel katında ve mukozada karakteristik kabarıklıklar oluşturan DNA virüsleridir.

1954 yılında Kore savaşından dönen askerlerin eşlerinde kodilomların görülmeye başlaması ile genital siğillerin cinsel ilişki ile bulaştığı kanıtlanmış oldu. Buradan ortalama kuluçka döneminin 4-6 hafta olduğu anlaşıldı. Bununla beraber hastalığın çok uzun süre subklinik (klinik belirti vermeden) devam edebileceği unutulmamalıdır.

Genital siğillerin (kondilomların / codyloma acuminatum) kadınlarda servikste (rahim ağzı) daha nadir görülmesi bu infeksiyonun sadece vulva (bacak arası), anus (makat), vajen alt bölümlerine ait olabileceğini düşündürmüştür.

Genital bölgede pek çok lezyon düz, yassı ve çoğu zamanda, çıplak gözle görülemeyecek küçüklüktedir.Bu da tanı koymayı güçleştirmektedir.

Günümüze kadar 70 civarında HPV tipi saptanmıştır.

Genital bölgeyi ve vajeni enfekte eden yaklaşık 15-20 HPV tipi mevcuttur. Genital bölgedeki papilloma enfeksiyonları insan sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır.

Bazı HPV tiplerinin rahim ağzı (serviks) kanserine neden olduğu bilinmektedir. Çünkü erken evre kanser lezyonlarının %90 nında Human papilloma virüsüne rastlanmıştır.

Gebelikte HPV infeksiyonunun varlığı fetus gelişimi üzerinde ters bir etkisi yoktur.

Gebelik lezyon miktarının artmasına ve hatta sık tekrarlamasına neden olur. Gebelik hormonları hücrelerdeki bölüme hızını arttırır (mitotik aktivite artar) ve lezyonlar hızla büyür, hatta vajen ağzını kapatacak boyuta ulaşabilirler.

Doğum esnasında geniş vajina yırtılmalarını, aşırı kanamaları engellemek ve yeni doğan enfeksiyonun bulaşmasını önleme amaçlı sezaryen operasyonunu normal doğuma tercih eden hekimler çoğunluktadır.

Enfeksiyonun anneden bebeğe geçiş mekanizması net olarak bilinmediğinden yeni doğanı koruma amaçlı seçilecek doğum şeklinde henüz tam bir fikir birliği yoktur.

Bebeğe bulaşırsa Juvenil larengeal papilomatosis (JLP)(yeni doğanın genzinde ve solunum yolunun üst kısmında oluşan lezyonlar) oluşturabilir.

Juvenil larengeal papilomatosis yenidoğanda solunum güçlüğüne neden olduğu gibi, en erken 1 yaşında olmak üzere,bu çok odaklı lezyonlar hızla büyüyüp trakeostomi gerektirecek nitelikte üst solunum yolu tıkanıklıklarına neden olabilir. Tedavi cerrahi eksizyon (kesilip çıkarılması) veya lokal tahrip yöntemleridir.

Tedaviden sonra sıklıkla tekrar eden bir hastalık olan JLP pubertede spontan(kendiliğinden) gerileme eğilimindedir.

HPV enfeksiyonlu gebelerde radikal tedavilerden kaçınılmalıdır çünkü lezyonlar post partum kendiliğinden kaybolabilir , normalde lezyonların 1/3 ü 6 aylık süre sonunda kendiliğinden kaybolmaktadır. Bölgeyi temiz ve kuru tutmak belirtileri hafifleten bir yöntemdir.

Hızlı Ulaşım
Marmara Üniversitesi Eğ.Araş.Hast.Pendik
  • Mail : tevfik@yoldemir.com
  • Mail: info@yoldemir.com
Bizi Facebook'da Bulun

Sağlıklı ve Mutlu Günler


    UYARI : Bu sitede yer alan bilgiler, insanları sağlıkları hakkında bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, tıbbı tedavinin mutlak surette bir hekim tarafından yapılması zorunludur.
    Bilgilerin yanlış veya uygunsuz kullanımından doğacak mağduriyetten, konu içeriğini yazan veya düzenleyen kişiler sorumlu değildir. Sitedeki bilgilere dayanılarak teşhis ve tedavi yapmayınız.
    Bu siteyi ziyaret etmek ve/veya siteye üye olmakla bunları kabul etmiş sayılırsınız.