POLİKİSTİK OVER SENDROMUNDA TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Kilo Verilmesi:

Fazla kilolar günümüz modern toplumlarında sık karşılaşılan bir problem olup bazı ülkelerde epidemik ölçülere varmaktadır. PKOS’lu kadınlardaki fazla miktarda olan yağ kütlesi ; insülin rezistansı ve klinik bulguların başlıca sebebidir. Santral obesite ve vücut kütle indeksi , insülin rezistansı, hiperinsülinemi ve hiperandrojeneminin ana belirleyicisidir. PKOS’ lu kadınlarda insülin rezistansı %50-80 civarında olmakla beraber bu kadınların çoğunda obesite görülmektedir.

Bu kadınlar hiperandrojenizmin karakteristik özelliklerini yansıtırken, ovulasyonları irregüler veya hiç yoktur.

Obesite ve hiperinsülinemi tedavi edildiğinde neden olduğu bir takım klinik bulgularda gerileme gözlenir. İnsülin rezistansı olan kadınlarda ovulasyonu sağlamak için kullanılan gonadotropin ihtiyacı artmıştır. Düşük doz gonadotropin tedavisi alan obez bir grup kadında gebelik oluşmasına rağmen çoğu düşükle sonuçlanmıştır. Obez ve insülin rezistansı olan PKOS’ lu kadınlar düşük doz FSH stimülasyonuyla bile multifoliküler yanıta yatkındır. Dolayısıyla bu grupta hiperstimülasyonu önlemek amacıyla siklüs iptali daha sık görülür.

Obesite, nasıl insülin reziztanın bulgu ve belirtilerinin abartılı bir şekilde ortaya çıkmasına sebep oluyorsa; kilo vermek de over fonksiyonunda ve beraberinde izlenen hormonal dengesizlikte düzelme sağlar. Kilo vermek, insülin ve androjen seviyesinde azalma sağlarken, SHBG miktarını da artırır. PKOS’u olan obez kadınlarda % 5-10’luk bir kilo kaybı bile 6 ayda %55-100 oranında üreme fonksiyonunu geri getirebilir. Kilo vermek şüphesiz birçok avantajının yanında ucuz ve etkin olması, yan etkisi olmaması gibi nedenlerden ötürü anovulatuar infertilitesi olan obez PKOS’lu kadınlarda tedavinin ilk basamağını oluşturur.

Hap ile yumurtalıkların uyarılması.

Klomifen Sitrat:

PKOS’u olan anovulatuar kadınların çoğunda, ovulasyon indüksiyonu ve gebelik için direkt FSH enjeksiyonları, indirekt olarak pulsatil GnRH veya klomifen sitrat ile dolaşıma az miktarda FSH verilmesi yeterli olmaktadır. Anovulatuar veya irregüler ovulasyonu olanlarda klomifen sitrat uzun zamandır tedavideki ilk seçenektir. Spontan veya tetiklenmiş kanamanın 2-5. günlerinde 50-150 mg/gün dozlarda 5 gün boyunca kullanılır. Tedaviye en düşük dozla başlanır ve her siklüs 50mg/gün doz artırmak suretiyle ovulatuar siklüse ulaşılır. Pratikte 100mg/ günlük doz ile adetin 4. veya 5. günü tedaviye başlanır. 150 mg ve üzerindeki dozların ovulasyon oranını veya folikül gelişmini daha fazla arttırmadığı öngörülür. Bu yöntemle, abartılı sonuçlardan kaçınılır ve klomifen rezistansı olanlar saptanır. Klomifen sitrat tedavisi ile gebeliğin oluşup oluşmayacağını saptamak veya bir sonraki tedavi seçeneklerine geçmek için 3-6 ovulatuar siklüs beklemek yeterlidir. Klomifen tedavisi sonrası oluşan gebeliklerin yaklaşık %75’i ilk 3 siklüste gelişmektedir.

Klomifen tedavisi ile hastaların %80’inde ovulasyon sağlanmakla beraber %35-40’ında gebelik gelişir. PKOS’ u olan anovulatuar kadınların yaklaşık %25’inde klomifen sitrat tedavisine cevap alınamaz ve bu hastalar klomifene rezistan olarak değerlendirilirler. Bu hastalar klomifene cevap verenlere oranla daha obezdir, insülin rezistansı ve hiperandrojenemi gösterirler. Bazal LH seviyesi yüksek olan hastalarda klomifen tedavisine yanıt daha azdır. Klomifen tedavisiyle ulaşılan ovulasyon ve gebelik oranları arasındaki farkın temel sebebi, klomifenin antiöstrojenik etkisini endometrium ve servikal mukus düzeyinde göstermesidir. Servikal mukustaki baskılama yaklaşık %15 hastada saptandığından , bu problem intrauterin inseminasyon ile giderilebilir. İdiosinkrotik olarak saptanan ancak süre ve dozdan bağımsız olan endometrial proliferasyon üzerindeki baskılama özellikle de endometrium kalınlığı 8mm altında ise konsepsiyon açısından kötü prognozu gösterir. Tedavi sırasında ultrasonografi ile folikül gelişimi, endometrial kalınlık takibi hatta 12-14. günlerde estradiol ve progesteron düzeyi bakılması tedaviye yanıt vermeyen veya endometriumda yeterince proliferasyon izlenmeyen hastaların tesbiti ; ilişki veya inseminasyon zamanlamasını planlamak açısından gereklidir. Bu takip planı, tedavi maliyetini artırıyor olarak gözükse bile aslında uzun zaman uygunsuz veya eksik tedavi almayı önler ve daha etkin bir tedaviye geçilmesi sürecini kısaltır.

Aromataz İnhibitörleri:

Klomifen tedavisinde ovulasyon ve gebelik oranındaki uyuşmazlığın , klomifenin anti-östrojenik etkisine ve östrojen reseptörlerinde yaptığı tüketime bağlı olduğu öngörüldüğü için; aromataz inhibitörleri klomifene alternatif olarak kullanılmaktadır. Aromataz inhibitörleri, klomifenin anti- östrojenik etkilerini baskılamaz ancak östrojen üretimini baskılayarak negatif feedback mekanizmasını santral olarak baskılar. Bu sebepler ile en sık kullanılan ajan “letrozol” ün anovulatuar PKOS’u ve klomifen rezistansı olan kadınlarda ovulasyonu ve gebeliği sağladığı , erken denemelerde saptanmıştır. Ayrıca tedaviye yanıtsızlığı olan hastalarda, letrozol ile overlerin FSH’ya yanıtının arttığı saptanmıştır.

Hızlı Ulaşım
Marmara Üniversitesi Eğ.Araş.Hast.Pendik
  • Mail : tevfik@yoldemir.com
  • Mail: info@yoldemir.com
Bizi Facebook'da Bulun

Sağlıklı ve Mutlu Günler


    UYARI : Bu sitede yer alan bilgiler, insanları sağlıkları hakkında bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, tıbbı tedavinin mutlak surette bir hekim tarafından yapılması zorunludur.
    Bilgilerin yanlış veya uygunsuz kullanımından doğacak mağduriyetten, konu içeriğini yazan veya düzenleyen kişiler sorumlu değildir. Sitedeki bilgilere dayanılarak teşhis ve tedavi yapmayınız.
    Bu siteyi ziyaret etmek ve/veya siteye üye olmakla bunları kabul etmiş sayılırsınız.