STRES İNFERTİLİTEYE YOL AÇAR MI

Hastaların kendilerini haksız yere “ben ne yaptım? ” , “ gençken kötü birşey yaptım , ama kocamla konuşmuş olmamıza rağmen tam bir sebep bulamıyoruz” gibi sorgulamalarıyla kendilerini suçlamaları hastaların problemlerine bir sebep arayışı içerisine girerek durumu kontrol etmeye çalıştıklarını gösterir. Stresin infertiliteye sebep olduğu tezine, hem hastalar hem de sağlık çalışanları tarafından çoğu kez karşı çıkılmıştır çünkü bu gibi tezler tedaviye ilişkin başarısızlığı kulağa hoş gelmeyen bir tarzda anlatmaktadır. Bu hususun incelenmesindeki bilimsel zorluklara; stresin azaltılmasının, hamileliğe yardımcı olacağı konusunun doğruluğu, ve bu konu dikkate alındığında , stres ile ile ilgili araştırmaların infertilite konusu dışında çok geniş bir alana yayılmadığına da şaşırmamak gerekir.

İnfertilite problemi ortaya çıkmasından önce, infertilite problemleri olan kişilerin, fertil kontrol grubundan; psikolojik olarak farklı olduklarına dair, farklı bir bulgu bulunmamaktadır. Greil  psikojenik hipoteze dair bulguları incelemiş ve kişisel faktörlerin infertil hastaların diğer çeşitli epidemiyolojik kontrol gruplarından ayrılmadığı sonucuna varmıştır. Bu tezin anneliğe karşı bilinçaltı itiraz olduğuna dair öne sürülen psikodinamik versiyonları da fazla destek görmemiştir.

Güncel stres araştırmalarının bazıları aslında umut vaad etmektedir. Wasser  stres ve fertilite konusunu doğal tarihçeye teorik düzeyde yerleştirmiştir. Kendine ait Üreme Filtreleme Modeli topluma ait sosyal stresin bulunduğu dönemlerde fertiliyi baskılayan fizyolojik mekanizmalar gerçekleştirdiğimizi belirtir. Wasser, çevresel stresin , sosyal yaşayan memelilerde bu cins fizyolojik bir mekanizmayı tetikleyecek önemli bir etken olduğunu öne sürer. Bu tezini insanlarda inceleyebilmek için hipotalamik- hipofizer-overyen aksta fonksiyonel defekt saptanan kadınlarla (ör; luteal faz defekti ), net tanımlanmış anatomik anomalisi olan kadınları (ör; tubal hastalık ) ve de gebe kalmaya çalışmayan fonksiyon defekti izlenmiş kadınları incelemiş ve bunlar arasında stres düzeyini karşılaştırmıştır. Wasser, stres, endokrin yol ile infertiliteyi etkiliyorsa fonksiyonel anomali

ve kontrol gruplarında stres seviyesinin anatomik anomalili gruba göre daha fazla olması gerektiğini belirtmiştir. Aynı zamanda çalışmasında fonksiyonel anomalili ve kontrol grubu daha az sosyal destek almış ve daha fazla strese maruz kalmıştır.

Wasser çalışması, dar alanlı bir çalışma olup; örnek grubu 38 katılımcıdan oluşan küçük bir gruptur ve bunların sadece 6’sı kontrol grubunu teşkil etmektedir. Bunun yanı sıra son örnekleme grubu , asıl toplumun sadece % 58’ini yansıtmaktadır. Tüm bu kısıtlamalara rağmen bu araştırma stresin infertiliteye etkileri üzerinde yeni ufuklar açmaktadır.

Wasser çalışmasının yanı sıra Ferin’in  yaptığı bir çalışmada, stresin üreme siklusuna etkisi değerlendirilmektedir. Ferin, stresin hipotalamik- hipofizer-adrenal aksa ve pulsatil gonadotropin-salgılayıcı hormon düşüklüğüne ve de endojen opioid peptidlerin rolüne etkisini incelemiştir. Bu araştırma Hellhammer  ve ark. tarafından yapılan bir araştırmayla da tamamlanmaktadır. Bu konudaki son trendlerden biri de , stresin sperm kalitesini etkileyerek stresin erkek infertilitesindeki etkisinin araştırılması olmuştur.

Hızlı Ulaşım
Marmara Üniversitesi Eğ.Araş.Hast.Pendik
  • Mail : tevfik.yoldemir@marmara.edu.tr
  • Mail: info@yoldemir.com
Bizi Facebook'da Bulun

Sağlıklı ve Mutlu Günler


    UYARI : Bu sitede yer alan bilgiler, insanları sağlıkları hakkında bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, tıbbı tedavinin mutlak surette bir hekim tarafından yapılması zorunludur.
    Bilgilerin yanlış veya uygunsuz kullanımından doğacak mağduriyetten, konu içeriğini yazan veya düzenleyen kişiler sorumlu değildir. Sitedeki bilgilere dayanılarak teşhis ve tedavi yapmayınız.
    Bu siteyi ziyaret etmek ve/veya siteye üye olmakla bunları kabul etmiş sayılırsınız.