TRANSFER EDİLECEK EMBRYO SEÇİMİ

Yardımcı üreme teknoljisi kullanımının en zor yönlerinden birisi de rahim içine nakledilmeye en uygun embryoların seçimidir. Gelişmeye en uygun embryoların seçimi ve transfer edilen embryo sayısıyla bağlantılı olarak çoğul gebelik riski göz önünde bulundurulması gereken iki faktördür. Mikromanipulasyon gibi teknolojik olanakların gelişmesi ve embryo kültürü tekniklerinde deneyimin artması embryonun implantasyon potansiyelinin artmasına yol açmıştır. Seçim sürecini optimize etmek için birçok kriter belirlenmiştir. Bunlardan bazıları: embryo gelişiminin değerlendirilmesi, blastosist gelişimi, pronuclei varlığı,ve nukleolus oryantasyonu , ovaryen ve foliküler kanlanma, embryoların gelişimi sırasında oluşan metabolik ürünlerin girişimsel olmayan yöntemlerle belirlenmesi, implantasyon öncesi genetik tanı, ve morfolojik değerlendirmedir. Embryo skorlama teknikleri embryonun implantasyon potansiyelinin değerlendirilmesi yardımcı olmak için geliştirilmiştir. Morfolojik değerlendirme hangi embryoların yüksek gebelik potansiyeline sahip olduğunun beirlenmesinde yıllardır kullanılmaktladır. Embryolar hücre sayısı, bölünme paterni ve düzeyi , sitoplazmik bombeleşme , blastomerlerin düzeni, vakuol varlığı ve blastomer genişlemesi değerlendirilerek skorlanır.

Fragmantasyon embryo kalitesinin değerlendirilmesinde en sık kullanılan morfolojik belirteçtir. Değerlendirme sistemleri embryo içerisinde gözlenen fragmantasyon yüzdesine göre embryo kalitesini belirlerler. Gelişimin ikinci gününde %10-%50 arasında fragmantasyon oranları olan embryolarda implantasyon oranları düşük bulunmuştur. Tüm fragmantasyonlar embryo gelişimine zararlı değildir, fragmantasyonunun paterni de gelişme potansiyeli bakımından çok önemlidir. İki ile 4 hücreli dönemde büyük fragmantasyonların olması mitokondri gibi önemli organnellerin yada ekzojen protein alımında gereken pinositik kaveollerin azalmasına neden olur. Küçük parçalanmalar gelişim oranlarını büyük parçalanmalar kadar etkilemez. Küçük parçalanmalar sitokinezin tamamlanmadığı durumlarda da görülebilir. Hafif parçalanmanın olduğu embryoların implantasyon oranları hiç parçalanma göstermeyen embryolar ile benzer bulunmuştur. Antczak düzenleyici proteinlerin dağılımı ile blastomer parçalanması arasındaki ilişkiyi araştırmıştır. Bir ile iki hücreli evrede oluşursa bazı parçalanmalar düzenleyi proteinlerin kaybına yol açarak gelişimi baskılar. Parçalanma ile apopitoz arasındaki ilişki çok açık değildir ancak eğer düzenleyici proteinler zarar görürse bölünme apopitozu başlatabilir.

Embryo gelişminin hızı başlangıçta embryonun gelişim yeteğinin tespitinde kullanılmıştır. Döllenmiş oositin iki hücre evresine geçmek için erken bölünmesinin transfer edilecek embryonun seçiminde prognostik değeri vardır. Giorottinin tek embryo transferlerini içeren bir çalışması bölünme hızı ve morfoloji kullanılarak yapılan skorlamanın hamilelik oranlarının artmasında avantaj sağladığını göstermiştir. Standart yardımcı üreme tekniği kültürlerinde immatur oositler matürlere oranla daha geç döllenir. ICSI için oositler maturasyon durumuna göre seçilir. Sakkas erken bölünme hızının tamamiyle döllenme zamanına bağlı değil, embryo yada oositin iç faktörlerinden etkilendiğini belirtmiştir. İnsan lökosit antijeni G (HLA-G) ekspresyonu mRNA ekspresyonu ile ilişkilidir ve bölünme hızını arttırabilir. Erken bölünme gösteren embryolar, embryonik genom aktivasyonundan önce kritik olarak düşük maternal mRNA rezervine sahip olma şansına sahiptir.

Transfer zamanındaki hücre durumu hangi embryonun daha fazla implantasyon potansiyeli olduğunun belirlenmesinde oldukça önemlidir. Embryonik genom aktivasyonu implantasyon öncesi evrede dört ile sekiz hücre arası dönemde gerçekleşir. Embryo transfer gününü gelişimin 3. gününe kadar ertelemek embryonik aktivasyonu gerçekleşen embryoların seçimine olanak tanır.

İnseminasyondan 16-18 saat sonra ilk pronukleus dizilimi yada "birbirine dokunma" görünümü oositin spermatozoanın gelişiyle aktive olduğunun göstergesidir. Sperm kaynaklı sentriol ve bundan oluşan mikrotubuler pronukleus dizilimi için gereklidir. Eğer bu aşama gerçekleşmezse gelişme potansiyeli azdır. Pronukleusların büyüklüğü sıklıkla az bir fark gösterir ancak kromozom bozukluklarında büyük farkları daha fazladır.

Z skorlaması nukleolusun büyüklüğü, sayısı ve dağılımı ile ilgilidir. Nukleouslar, pre-rRNA’ların sentezlendiği yerlerdir. Fertilizasyondan sonra rRNA sentezi yeniden başlar ve nukleolus yeniden oluşur ve büyür. Z skorlamasının rRNA sentezinin yeniden başlamasının gözlenmesine olanak sağladığı tahmin edilir. Nukleus başına altı ile sekiz nukleolus içeren zigotlar daha fazla gelişme potansiyeli olan embryolar oluştururlar. Embryo gelişiminde pronukleus skorlamasının kullanımı hangi embryoların daha uzun süre in vitro kültürde kalmaktan fayda göreceğinin belirlenmesi için bir tekniktir, skor özellikle blastosist evresine geçme yeteneğinin belirlenmesinde önemlidir.

Blastosist kültürü yıllar içersinde oldukça gelişmiştir ancak halen zigotun kendi gelişme potansiyelinin tahmini açısından yeterli değildir. Zigotların yalnızca yarısı blastokist evresine geçebilir. Blastokist evresine geçemeyen embryoların yarısında aneploidi görülür. Embryo kültürünün blastokist evresine kadar uzatılması kromozom abnormalitesi riskini tamamen ortadan kaldırmaz, normal morfolojik yapıdaki blastosistlerin %40 ı aneploidiktir.

Blastosist oluşumu inseminasyondan sonraki beş ile yedinci günde oluşur. Menezo embryoların morula evresinde implante edilmesinin daha düşük gebelik oranlarına sebep olduğunu göstermiştir. Bu durum embryonun bu dönemde hassas bir karakterde olmasından kaynaklanabilir. Beş ile yedinci günlerdeki blastosistlerin transferi ile geblik oluşabilir. Shoukir iyi kalite blastosistlerin yalnızca güzel genişlemiş bir blastoçölemik boşluk ve güzel belirlenmiş inner cell mass oluşturmadığını aynı zamanda bu evreye beş ile altıncı günlerde geldiğini öne sürmüştür.

Gardner transfer için en uygun embryonun belirlenmesinde glikoz alımı ve metabolizmasının kullanımının belirleyici olabiliceğini öne sürmüştür. Girişimsel olmayan yöntemlerle glikoz ve privat alımının, ATP ve ADP oranlarının ölçümünün , ekstraselüler matriks proteini oluşumunun, gebeliğe spesifik b-1 glikoproteinin rolünün, insan koriyonik gonadotropin ve HLA-G oluşumunun ve IGF ekspresyonunun belirlenmesinin implantasyon için seçilecek embryoların belirlenmesinde değerli olabileceği düşünülür. Jones çalışmasında gebeliğe spesifik b-1 glikoproteinin blastokistin yaşabilirliğinin belirlenmesinde en önemli prognoz belirleyici biyokimyasal faktör olduğu sonucunu çıkarmıştır. Embryo seçiminde biyokimyasal verilerin kullanılması girişimsel olmayan değerlendirme yada ölçüm teknikleri ile sınırlıdır.

Daha fazla gelişme potansiyeli olan oositlerin belirlenmesinde foliküler kanlanma da kullanılabilir. Nargund foliküler sistolik zirve akımının hızı ile bu folikülden oosit toplanması oranı ve morfolojik gelişim açısından istatistiksel bir korelasyon olmadığı sonucuna varmıştır. Van Blerkom intrafoliküler oksijen miktarı ile folikül etrafındaki kanlanma arasında bir ilişki saptamıştır, bu daha sonra oositin gelişme potansiyeli açısından anlamlı bir gösterge olabilir. Hipoksik folikülerden alınan oositlerle gelişen embryolarda kromozom sayında, spindle oluşumunda ve sitoplazmik yapıda bozukluk görülebilir. Hangi preovulatuar folikülün normal embryo oluşumunu sağlayacak oositleri içerdiğinin saptanması için Renkli Doppler USG kullanılmıştır. Folikül etrafındaki kanlanma miktarının embryo gelişimi üzerine prodiktif değeri araştırılması gereken bir konudur ancak yüksek implantasyon potansiyeli olan embryoların seçiminde ekstra bir belirteç olarak kullanılabilir.

Embryonik gelişmin duraklaması bölünmenin durması ve kromozom anomalileriyle ilişkilidir. Aneploidi embryo gelişminin duraklaması ile oldukça bağlantılıdır İmplantasyon öncesi genetik tanı gelişme potansiyeli çok az olan yada hiç olmayan abnormal embryoların transfer öncesi belirlenmesinde yararlı bir tekniktir. Sex kromozomu ile geçiş gösteren hastalık taşıyıcısı olan çifterde cinsiyetin belirlenmesi hastalığın muhtemel taşıcısı olan embryoların transfer öncesinde ayıklanmasına olanak tanır.

Racowsky anne yaşı ve etiyoloji için düzenlenmiş bir embryo seçme yöntemi önermiştir. Bu yöntem inseminasyondan üç gün sonraki sekiz hücreli embryoların sayılarını dikkate almaktadır. Üçten fazla morfolojik olarak iyi görünen embryosu olan hastalara embryolarının beşinci (blastosist) gününe kadar kültüre edilmesi ve 5.gün transferi önerilir. Bu işlem yalnızca endometrial asikronizasyonu düzeltmez aynı zamanda daha az sayıda embryo transferinin yapılmasına olanak sağlayarak çoğul gebelik oranını azaltır.

İmplantasyon öncesi genetik tanı özellikle ileri anne yaşı söz konusu olduğunda embryo seçiminde önemli bir yardımcı yöntemdir. DNA analizi sonunda hangi kriterin seçim yapılmasında daha önemli olduğunu ortaya koyacaktır. Günümüzde halen kullanılan çok sayıda embryo transferi gebelikten hangi embryonun sorumlu olduğunun anlaşılmasını olanaksız kılar. DNA analizi ile her canlı doğumdan hangi embryonun sorumlu olduğu ortaya çıkabilir.

Hızlı Ulaşım
Marmara Üniversitesi Eğ.Araş.Hast.Pendik
  • Mail : tevfik@yoldemir.com
  • Mail: info@yoldemir.com
Bizi Facebook'da Bulun

Sağlıklı ve Mutlu Günler


    UYARI : Bu sitede yer alan bilgiler, insanları sağlıkları hakkında bilgilendirmek amacıyla hazırlanmış olup, tıbbı tedavinin mutlak surette bir hekim tarafından yapılması zorunludur.
    Bilgilerin yanlış veya uygunsuz kullanımından doğacak mağduriyetten, konu içeriğini yazan veya düzenleyen kişiler sorumlu değildir. Sitedeki bilgilere dayanılarak teşhis ve tedavi yapmayınız.
    Bu siteyi ziyaret etmek ve/veya siteye üye olmakla bunları kabul etmiş sayılırsınız.